Çocuk ve Ergen Danışmanlığında Kullanılan Terapi Teknikleri

Aile Terapisi

Aile terapisi, yaşanan sorun veya sorunlara, aile üyelerinin etkisi olduğunda veya sorunun aşılması için üyelerinin de desteğine ihtiyaç duyulduğunda, terapist aileyi bir araya getirir. Aile terapisi gerektiren problemlere örnek olarak, aile içindeki ikili ilişki güçlükleri, sorumlulukların paylaşımına ilişkin problemler ya da sadece bir üyenin yaşadığı problemin ailenin diğer üyelerini de etkilemesi (panik atak, hayvan fobisi, öfke kontrolü vb.) gibi durumlar gösterilebilir.


Bilişsel Davranışçı Terapi

Kişinin çeşitli durumlarda verdiği tepkilerin otomatik olmadığı, bu tepkilerin arkasında belli bir öğrenme sürecinin olduğu düşünülür. Bu öğrenme süreci, belli durumlara şartlanma, belli durumların kişi için ödül veya ceza oluşturması, modelleme gibi yollarla olur. Aynı durum, değişik kişilerde değişik tepkilere neden olur. Bu da, kişinin belli bir duruma otomatik olarak tepki vermediğini, söz konusu durumun onda belli duygu ve düşünceleri tetiklediğini, bazı inanışlarını harekete geçirdiğini gösterir. Örneğin, yolda bayılmış yatan birini gören bir kişi, önce kendisinin iyi bir insan olduğunu düşünür. İyi insanların da yardım etmesi gerektiğine inanır, üzülür ve o kişiye yardım etmeye çalışır. Aynı kişiyi gören bir başkası da, bilinmeyen şeylerin her zaman tehlikeli olduğuna inanır, bu kişiye yaklaşırsa başına kötü bir şey geleceğini düşünür, korkar ve hızla oradan uzaklaşır.
Duygusal zorluklar yaşayan kişilerin de, bazı yanlış inanışları ve şartlanmaları olduğu kabul edilir. Örneğin, kişi kendisinin son derece değersiz olduğuna inanır, değersiz kişiler hiç birşey haketmezler ve başkaları tarafından sevilmezler. Bu nedenle de, değersiz kişinin arkadaş bulma şansı çok zayıftır.
Bilişsel Davranışçı Terapi, kişinin bu yanlış inanışlarını farketmesini, bazı durumlarda da bunların nasıl oluştuğunu keşfetmesini amaçlar. Daha sonraki aşamada ise kişinin yanlış inanışlarını değiştirebilmesi ve kendisini rahatsız eden davranış kalıplarından kurtulabilmesi için kendisiyle bazı çalışmalar yapılır ve bazı somut ödevler verilir. Kişiden öğrendiği şeylerin yerine başka davranış kalıpları koyması istenir. Bilişsel Davranışçı Terapinin sonunda, kişinin kendisiyle ilgili gerçekçi inanışlar geliştirebilmesi ve kendini mutsuz eden inanış ve davranış kalıplarını tümüyle bırakabilmesi beklenir


Sanat Terapisi

İçimizde var olan yaratıcılık aslında günlük hayatın bir parçasıdır. Ancak, çoğu insan yaratıcılık gücünün farkına bile varmaz. Yaratıcılık, duyguları tanımayı ve ifade etmeyi, kendi ile iletişim kurmayı ve sorunlara farklı bir noktadan bakmayı sağlamaktadır. Sanatla terapi, içimizde varolan büyük gücün -yaratıcılığın- açığa çıkmasını ve bu güç sayesinde kendimizi ifade etmemizi, geliştirmemizi ve sorunlarla başa çıkabilmemizi sağlayan bir terapi tarzıdır. Resim, heykel, müzik, drama ve hikayeler yoluyla uygulanan sanat terapisi, kendimizi ve çevremizi farklı bir gözle algılamamıza, anlamamıza yardımcı olur.

Dışavurumcu sanat terapisi, kısaca kişinin kendi içindeki duyguları sanat yoluyla dışa vurma biçimidir. Bu terapi yönteminde boyalar, kurdeleler, renkli kağıtlar gibi elle tutulur malzemeler kullanılır ya da sanatın değişik dallarından faydalanılır. Resim, dans, müzik, drama bu terapide kullanılan çeşitli sanat dallarına birer örnektir.

1950’lerde ABD’de ortaya çıkan bu yöntem günümüzde de dünya çapında hızla yayılmaktadır. Sanat terapisinin bir terapi biçimi olarak ortaya çıkmasının hikayesi de oldukça ilginçtir. ABD’li psikologlar eski zamanlarda insanların mağaralarda çizdikleri resimleri incelemişler. Psikologların dikkatini bu kişilerin çeşitli katliamları, göçleri sanat yoluyla ifade ettikleri çekmiş. İlkbaharın ya da yazın başlangıcını neden kutladıkları, neden değişik ritüeller yaptıkları, dansın ne işe yaradığı gibi konular üzerine kafa yormuşlar. Ve bütün bunların insanları rahatlatıcı bir yönü olduğunu keşfetmişler. Sözle ifade edilemeyen bazı şeylerin sanat yoluyla ifade edilebildiğini görüp “neden bu yöntem terapide de kullanılmasın?” diye düşünmüşler.

Kısacası, dışavurumcu sanat terapisi sözün bittiği, yetersiz kaldığı yerde başlar. İnsanları iyileştirir, onarır, dönüştürür. Benzer bir yöntem olan psikodramada kişilerin problemleri doğrudan ortaya konmakta ve dolayısıyla daha sert geçişler yaşanmaktadır. Oysa ki sanat terapisinde geçişler çok daha yumuşaktır. Kişi kendisinin anlatmak istediği kadarını ortaya koyar. İstemediklerini ise kendisine saklar. Yani bu yöntemde doğrudan probleminiz hakkında konuşmak durumunda kalmazsınız. Bunun yerine, bu problemi sanat yoluyla, daha estetik, daha yumuşak bir şekilde ortaya dökersiniz.

Sanat terapisinde metaforlar ve semboller kullanılır. Yani ortaya dökülen şeyler problemi birebir yansıtmak zorunda değildir. Kişilerin kendi acılarıyla yüzleşmesi imkansız ya da çok zorsa bu yöntem etkin bir şekilde kullanılabilir. “Yaptığım şey bende değil, kağıt üzerinde. Benimle bir alakası yok. Sadece içimi döktüm, ama neye tekabül ettiğini bilmiyorum” düşüncesi insanların içindekileri daha rahat ortaya dökmesini sağlar.

Sanat terapisi malzemelerinde renk seçeneğinin çok olması önemlidir. Siyah ve beyaz mutlaka bulunmalıdır. Ayrıca farklı renklerin çeşitli tonları olmalıdır. Renk çeşitliliği duyguların tam olarak ifade edilmeleri için önem taşır. Çünkü günlük dilde kalıpların dışına çıkmak kolay değildir. Sanat terapisi ise dili kalıplardan çıkarır. Bu yöntem kişinin problemini yansıttığı, iç dünyasının bir aynası olduğu ve içeriği yaratılan üründe saklı olduğu için etkili olmaktadır.


Şema Terapi

Değiştirilmesi zor, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik rahatsızlıklar için tasarlanmış, bilişsel, davranışçı, kişiler-arası ve yaşantısal teknikleri birleştiren bütünleştirici bir psikoterapi türüdür.


EMDR Terapisi

Bir kişi için küçük ya da büyük ölçekte “travma” niteliği taşıyan bir olay ortaya çıktığında ve bu olay yeterince ele alınıp işlenmediğinde, ortaya çıkış anındaki resimleri, sesleri, duyguları ve düşünceleriyle sinir siteminin içine kilitlenebilir. Bu kilitlenme genellikle beynin sağ yarıküresinde gerçekleşir. Kişinin, yaşadığı travmayla ilgili olarak kendini rahatlatmak amacıyla genellikle, mantık ağırlıklı açıklamalar bulduğu düşünülür. Örneğin, “Benim suçum değildi” gibi”. Bu tip açıklamalar da beynin sol tarafında gerçekleşir. Ancak bu açıklamalar kişinin duyduğu rahatsızlığı yok etmeye yetmez. Tüm bu yaşantılara hayaller ve gerçek olaya bağlı gibi düşünülen görüntüler eklenebilir.

EMDR çalışması sırasında kişiden, yaşadığı travma ile ilgili bir görüntü oluşturması, bu görüntüyü aklında tutması, bu görüntüyle ilgili bir olumsuz ve bir de olumlu düşünce üretmesi, olayla ilgili duygularına ve beden tepkilerine dikkat etmesi istenir. Kişi, bu yönergeleri yerine getirirken, beynin sağ ve sol taraflarını aynı anda çalıştırmayı amaçlayan bazı uygulamalar yapılır; örneğin kişiden terapistin parmaklarını izleyerek gözlerini sağa sola oynatması istenir. Sağ ve sol yarıküreyi uyaracak başka yollar da vardır. Kişinin dönüşümlü olarak ellerine dokunmak gibi. EMDR Terapisi sırasında, kişinin bilinci tamamen yerindedir ve bütün işi beyni yapmaktadır. Bu süreç sırasında doğru veya yanlış yoktur, kişinin zihninde oluşan her şeyin doğru olduğu düşünülür.

EMDR çalışmalarının sonucunda, kişinin travmatik olayı hatırladığı, ancak o olayı hatırladığında oluşan olumsuz duygulardan kurtulduğu görülür. EMDR, uygulamaları genellikle 1-3 görüşme sürmektedir ve başarı oranı, araştırmalarla da doğrulanmış olarak hayli yüksektir.


Oyun Terapisi

Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu olarak yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir.

Oyun terapisi çocuğun;

  • İç dünyasını anlamak,
  • Duygusal sıkıntısıyla başa çıkmasını sağlamak
  • Hakimiyet kazandırmak ve
  • Terapötik sonuçları almak üzere oyunun sistematik bir şekilde uygulanmasını içerir.

Çocuklar da oyunlarında genellikle kendi subjektif gerçeklikleriyle meşguldürler, yani olayları kendi gözlerinden canlandırırlar.
Söz konusu çocuklar olunca en doğal ve kendilerini rahat ifade edebildikleri ortam, yani oyunlarıdır. Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile çocukların ihtiyaçlarını ifade etmelerine yoğunlaşan özel işleve oyun terapisi denir. Güvenli bir ortam yaratan eğitimli bir oyun terapisti ile çocuklar istedikleri gibi oynamaya cesaretlendirilirler. Bu işlevde çocukların duygusal problemlerini ifade etmelerine yönelik çok çeşitli oyuncaklar çocuklara sunulmuştur.

Çocuklar oynamayı severler. Çocuklar duygularını büyükler gibi anlamlandıramadıkları gibi, duyguları hakkında büyükler gibi de konuşamazlar. Bu yüzden büyüklerle yapılan terapi şekli çocuklara uymaz. Oyun çocuklar için terapi anlamında kullanıldığında çocuk yaşadıklarını ve duygularını ifade etme ortamı bulur.
Çocuklar oyun sırasında yaşadıklarının bir parçası olarak davranışlarını etkileyen kızgınlıklarını, korkularını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını yeniden yaratırlar. Oyun terapisinin avantajı, çocukların gelişimlerine uygun terapisel oyunu oluşturabilmelerindendir. Terapist ile çocuğun kurduğu terapisel ilişki ise, çocukların yaşadıkları stresli yoğun duygusal tecrübeyi yansıtan oyunu yarattıklarında kendilerini güvenli hissetmelerini sağlayan olan en önemli unsurdur.

Oyun Terapisinde Ne Olur?

Oyun terapisi yardımıyla çocuklar içsel dünyalarında mücadele ettikleri duygusal olaylarını bir araya toplayan oyun yaratabilirler. Bu tecrübeleri genelde çocuk sözel olarak dışa vuramaz. Çocuk yaratacağı oyuna uygun duygusal sorunlarını yansıtan oyuncakları seçer ve oyununu yaratır. Bu ifade ile başlayan oyun, oyun ilerledikçe gelişir ve sorunla ilgili anlama ve rahatlık sağlayana kadar devam eder.

Oyun Terapisi Çocuğa Nasıl Yardımcı Olur?

Oyun terapisi sürecinde çocuk olaylarla ilgili bakış açılarını, davranışlarını değiştirebilir ve başkaları ile ilişkilerinden haz alır hale gelir. Çocuk oyun sırasında hayal kırıklıkları yaşadıkları olayları yeniden yaratmakla oyun sırasında bu tecrübeleri değiştirme fırsatı bulur ve böylece hem oyun tecrübeleri hem de hayattaki ilişki alışverişlerinden zevk alır hale gelebilir.

Çocuk Merkezli Oyun Terapisinin Hedefleri

  • Duygularını daha iyi anlamaları
  • İhtiyaçlarının karşılanması için duygularını ifade etmeleri
  • Problem çözme becerilerinin gelişmesi
  • Sorunlu davranışların azalması
  • Çatışmalarla başaçıkmayı ve seslerini duyurmaları
  • Özgüvenlerinin artması
  • Özkontrolün gelişimi

Çocuklarda Neden Oyun Terapisi?

Konuşmaya, sözel ifade gücüne dayanan ve yetişkinlerde kullanılan klasik terapi yöntemleri çocuklarda pek işe yaramamaktadır. Bunun birkaç nedeni vardır:

Öncelikle, çocuklar çok hareketlidir. Bir çocuk için, bir seans süresi olan 45 dakika boyunca oturmak zordur. Oyun terapisi yaklaşımlarında ise çocuklar hareketlidir. Bu nedenle oyun terapisi çocukların hareketli yapısına daha uygundur.

İkinci olarak, çocuklar içinde eğlence olan etkinlikleri daha kolay devam ettirirler. İçinde eğlenme olmayan etkinliklerden ise sıkılırlar. Klasik terapi yöntemleri çocuklar için eğlenceli değildir. Bu nedenle çocukların terapiye istekle devam etmesi zordur. Oyun terapi yöntemleri ise genel olarak eğlencelidir ve bu terapilerde çocuğun terapiye devamı daha kolay olmaktadır.

Son olarak, çocuklar kendilerini kelimelerle pek ifade edemezler. Hem kelime hazneleri dardır, hem de sözel ifadeyi gerektiren bilişsel süreçleri gelişim aşamasındadır. Bir çocuk “Psikolojim bozuldu, içim kaygı ile dolu, zihnimden çıkmayan takıntılar var” diyerek kendini ifade edemez. Yani iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerini dile dökmek onun için zordur. Halbuki oyuncaklar çocuğun kelimeleridir. Çocuklar oyuncakları kullanarak iç dünyalarını oyuna yansıtırlar ve yine oyuncaklar yolu ile iç dünyalarındaki karmaşayı çözebilirler. Terapistler çocukların oyunlarını gözlemleyerek hem çocuk hakkında bilgi sahibi olabilirler hem de çocuklara psikolojik sorunların çözümünde yardımcı olabilirler.

Oyun Terapisinin Çocukta Yardımcı Olduğu Konular

  • Kaygı ve Korkular
  • Aşırı Çekingenlik
  • Özgüven
  • Sosyal Beceri Sorunları
  • Kardeş Kıskançlığı, Davranışsal Gerileme
  • Saldırgan Davranışlar
  • Takıntılar
  • Mükemmelliyetçi Tutumlar
  • Uyku, Yemek ve Tuvalet Sorunları (Alt Islatma, Dışkı Kaçırma)
  • Zihnin Cinsel Davranışlarla Aşırı Meşgul Olması (Aşırı Mastürbasyon..)
  • Ailede Yaşanan Değişimlere Uyum Sağlamada Yaşanan Sorunlar (Yas ve Kayıp Durumları, Anne Baba Ayrılığı Gibi)
  • Fiziksel Nedeni Olmayan Mide Bulantıları, Başağrıları Gibi Rahatsızlıklar
  • Dikkat Sorunları 

Çözüm Odaklı Kısa Süreli Terapi:

Çözüm odaklı terapi ‘sorun’a odaklanan geleneksel terapi yöntemlerinin aksine, ‘çözüm’e odaklanan yaratıcı ve postmodern bir yaklaşımdır. Kolayca öğrenilebilen, etkin ve kısa sürede sonuç veren bu yaklaşım yeni olmasına rağmen hızla yaygınlaşmıştır.

Steve De Shazer ve Insoo Kim Berg’in yaratıcı yaklaşımları ile doğan bu yöntemin özünde şunlar yatar:

  • Her bireyin çözüm yolu farklıdır.
  • Terapi hedefini yalnızca danışan belirleyebilir.
  • Terapide danışanın eksikliklerinden çok kaynakları aranır.
  • Geçmişle problem arasında bağlantı yoktur. Geçmişe değil geleceğe odaklanılır.
  • İyi sonuç veren hiçbir şey değiştirilmez.
  • Yapılanlar işe yaramıyor ise tekrar denenmez. Yeni bir yol aranır.
  • Terapiler olumlu bir havada geçer.
  • Her seansta ilerlemelerin altı çizilir.
  • Her seansın hedefi bir sonraki adımdır.
  • Değişim küçük bir hareketle başlar ve çığ gibi büyür. 

Theraplay

Theraplay, bağlanma, öz saygı, başkalarına güven ve neşeli bir bağlılık oluşturmak ve geliştirmek için uygulanan bir çocuk ve aileyi içeren bir oyun terapisi çeşitidir. Ebeveyn ve çocuk arasında doğuştan var olan, oyuncu ve sağlıklı etkileşim örüntülerine dayanır. Kişisel, fiziksel ve eğlencelidir. Theraplay etkileşimleri, ebeveyn-çocuk ilişkisinde bulunan dört temel özelliğe odaklanır: Yapı, Bağlılık, Besleme ve Mücadele. Theraplay seansları ebeveyn ile çocuk arasında aktif, duygusal bir bağ yaratır. Bunun sonucunda çocuk benliğini değerli ve sevilebilir, ilişkilerini de olumlu ve ödüllendirici olarak görmeye başlar.

Tedavi sürecinde Theraplay terapisti, eğlenceli oyunlar, gelişimsel olarak mücadele gerektiren aktiviteler ve şefkatli, duygusal olarak besleyici çalışmalar aracılığıyla ebeveyn ve çocuğa rehberlik eder. Ebeveyn ve çocuğun bu şekilde birbirlerine bağlanmaları, ebeveynin çocuğun davranışlarını düzenlemesine ve çocuğa sevgi, neşe ve güvenlik duygularını iletmesine yardımcı olur. Çocuğun ise kendini güvende hissetmesine ve kendisiyle ilgilenildiği, bağlılık ve değerlilik hislerinin gelişimine katkıda bulunur.

Theraplay en çok 18 ay- 12 yaş arasındaki çocuklar ile uygulanmaktadır. Özellikle bağlanma sorunlarında kullanılmakla birlikte;

  • İçe kapanıklık, depresyon, korku dolu olma veya utangaçlık gibi içselleştirme davranışlarında,
  • Dışavurumsal, öfke, karşı gelme gibi dışsallaştırma davranışlarında,
  • Ayrılık kaygısı,
  • Tırnak yeme,
  • Takıntılar (okb)
  • Kendini düzenleme zorluğu durumlarında,
  • Otizm Spektrum Bozukluklarında, Gelişimsel gecikmelerde,
  • Fiziksel zorluklarda etkili olduğu görülmüştür.

Theraplay uygulaması 4 ana boyutta incelenmektedir:

  1. Yapı:Bu boyut ebeveynin çocuğu için ortamı ve koşulları düzenlemesini içermektedir. Bağlanma teorisine göre, bebekler dünyaya korunmaya muhtaç bir şekilde gelirler ve etraflarında kendilerini güvende hissettirecek birilerine ihtiyaç duyarlar. Ebeveynin görevi de, çocuklarını güvende hissettirmek ve böylelikle çocuklarının fiziksel ve duygusal gelişimlerinin önünü açmaktır.
  2. Bağlılık:Bağlanma teorisine göre, çocukların olumlu bir benlik algısı oluşturması için, etrafındaki kişiler tarafından “görüldüğünü”, “değer verildiğini” hissetmesi gerekmektedir. Oldukça küçüklükten itibaren, bebeklerin ebeveynlerine bakmaları, gülmeleri sosyal bir iletişim isteği olarak tanımlanmaktadır.
  3. Besleme:Çocukların özsaygılarını geliştirmek için, ebeveynlerin güvenli üs olmalarını, çocuklara karşı sevecen ve ılımlı yaklaşımları içermektedir.
  4. Mücadele:Çocukları sevecen bir şekilde desteklerken, etraflarını keşfetmelerini, riskleri düşünüp, değerlendirmelerini ve yaşlarına uygun bir çaba içerisine girmelerini içermektedir.
Call Now ButtonHEMEN ARA!